GDO tehlikeli mi?


464415-3-5-387aeNizamettin BİBER
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar son günlerde kamuoyunda en çok tartışılan konulardan biri. Birçok kişi GDO’nun ne anlama geldiğini yeni yeni öğrenirken bazılarına göre sağlığı tehdit eden en zararlı organizmaları bazılarına göre ise hiçbir zararı olmayan ürünleri temsil etmektedir. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar kısacası GDO hayatımıza Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın yeni yönetmeliğiyle girdi. Bu yönetmelik GDO’lu ürünlerin ithalatını kolaylaştıracak maddeler içermektedir.
Uzmanlar genetiğiyle oynanmış ürünlerin insan sağlığını önemli derecede tehdit ettiğini, insan sağlığı üzerindekileri etkileri için yapılmış bir bilimsel araştırma olmadığını belirtmektedirler. Bitki bünyesinde, insanda alerjiye neden olan veya zehirleyici etki yapan bazı farklılaşmalar yaşattığını, Gen aktarımında kullanılan bazı teknikler nedeniyle genleri değiştirilmiş bitkileri tüketen insanlarda antibiyotiklere direnç gelişmesi olasılığı söz konusu olduğunu söylenmektedir. Bu genlerin ürünü olan proteinlerin bağışıklık sistemimizi çökertme riskleri, kanser başta olmak üzere ne tür başka hastalıkları tetikleyecekleri günümüz teknolojisiyle tahmin edilemiyor. Bu gıdaların genleriyle oynandığı için insan gen yapısında uzun dönemde değişiklik yapıp yapmayacağı bilinmiyor. Hamileler, büyüme çağındaki çocuklar, beslenme bozukluğu olanlar ve kronik hastalar için özellikle zararlı olabileceği sanılıyor.
GDO üretiminin ticari boyutlarda hızla yayılmasının insan ve diğer canlıların sağlığına ilişkin yarattığı kaygılar ile GDO’ların insan ve hayvan sağlığı, biyolojik çeşitlilik ve çevre üzerinde oluşturduğu risklerin yanında sosyo-ekonomik yapı üzerinde de çeşitli riskler oluşturduğunu vurgulanıyor.
“GDO’ların yetiştirildiği bölgelerden rüzgar, su, arılar vb. etkilerle meydana gelen gen kaçışları başka türleri de etkileyerek, biyolojik çeşitlilik kaybı ve ekolojik fakirleşmeye yönelik zararlara yol açabiliyor; toprak mikroorganizma yapısını etkileyebiliyor ve zararlıları etkisiz kılmak için geni aktarılmış Bt’li (Bacillus thuringiensis) çeşitlerin hedef olmayan diğer yararlı kuş, böcek vb. türleri etkilemesine neden olabiliyor. Virüs kaynaklı genlerin dayanıklılık geninin diğer virüslere transfer etme ihtimali de bulunuyor. Eğer bir kez gen kaçışı başlamışsa değişmiş materyalin genetiği değiştirilmemiş popülasyonlara bulaşması ileriki nesillere de aktarılacağından önlenemez hale geliyor. GDO uygulamalarının gelişmiş ülkelerde çiftçilik ve pazarlama düzeyinde yaygınlaşması, gelişmemiş ve 3. Dünya ülkelerinde tüketim düzeyinde büyük sorunlar yaratabiliyor. Bu nedenle tüketiciyi uyarma ve bilgilendirme zorunluluğunun yanında yerel çeşitlerin sürdürülebilirliğinin sağlanması da çok önem kazanıyor.” denilmektedir.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın kararıyla 29 Mayıs tarihli Resmi gazete’de yayımlanan Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmelik’te yapılan değişiklik ile “Analiz sonucunda üründe yüzde 0.9 ve altında GDO tespit edilmesi halinde bu durum GDO bulaşanı olarak değerlendirilir” fıkrası eklendi. Değişiklik ile eklenen bir başka fıkrada da, “GDO bulaşanı olan ürünlerde bulaşan olarak tespit edilen genlerin Biyogüvenlik Kurulu tarafından onaylanmış olması durumunda ürünler onay amacına uygun olarak kullanılabilir” denilerek, içeriğine yüzde 0.9 ve altında GDO bulunan gıda ürünlerinin üretim ve satışına izin verilmiş oldu. Yönetmeliğe ayrıca, “GDO Bulaşanı” tanımı da şöyle yapıldı: “Genetik modifikasyon teknolojisi uygulanan veya uygulanmayan bir üründe, birincil üretim aşaması dahil üretim, imalat, işleme, hazırlama, işleme tabi tutma, ambalajlama, paketleme, nakliye veya muhafaza sırasında ya da çevresel faktörler ile teknik olarak engellenemeyen, önlenemeyen veya tesadüfi olarak bulaşan GDO’ lar.”
Ekonomik açıdan açlık yeteri kadar beslenememe veya uzun süre gıda mahrumiyeti olarak tanımlanır. Gıda yetersizliğinde yarım açlık, gıda mahrumiyetinde ise tam açlık söz konusudur. Dünyada milyonlarca insan, az veya çok eksik beslenmektedir. Afrika’da ise sömürgeci mücadelelerin getirdiği bitmeyen savaşlar açlığın başlıca nedenidir.
“Hudson İnstute”’nin yaptığı bir araştırmaya göre dünyada ekime uygun bütün Topraklar kullanılarak, sulama, gübreleme, ilaçlama ve tohum ıslahı ile zirai verim arttırılırsa, 35 milyar insanı beslemek mümkündür.
Tüm insanlığın GDO lü ürünlerle beslenmeden, hastalanmadan sağlıklı, tok ve refah içinde yaşadığı bir Dünya hayal ediyorum.

 

Реклама