KÜRESEL TEHDİTLER VE İSLAM DÜNYASI…


kureselDr. Hüseyin Kâmi BÜYÜKÖZER
Mayıs ayının son günlerinde İstanbul önemli bir kongreye ev sahipliği yaptı. Rahmetli Necmettin ERBAKAN hocamızın önderliğinde kurulmuş olan D8’in yıllık kongresi İstanbulda yapıldı. Bu kongrenin organizatörlüğünü ESAM (Ekonomi ve Sosyal Araştırmalar Merkezi) yaptı. Kongrenin ana teması “Küresel Tehditler ve İslam Dünyası” idi. Bu konuda çeşitli alternatifler üzerinde durulabilir. Acaba bu alternatiflerin içerisinde en önemlisi hangisidir? Sorusuna doğru cevap vermede maalesef çoğunlukla yanılıyoruz. Bugün insanlığı tehdit eden en büyük küresel tehlikenin emperyalist güçlerin oluşturduğu küresel gıda sistemi olduğu nedense dillendirilmiyor. Ben hemen insanların yeme içmesine gelen tehdidin en önemli olduğuna inananlardan olduğumu söyleyebilirim. Bugün hiç şüphesiz insanlık, emperyalist,materialist batı modernitesinin önderliğinde kendini tüketen, neslini tüketen ve inkârcı bir uçurumun kenarına kadar gelmiş bulunmaktadır.
Son 200 yıllık bir zaman diliminde sinsi bir plan uygulayarak ele geçirdiği dünya hakimiyetinde insanları böylesine çaresiz ,mecalsiz bir hayat- memat noktasına sürüklemiş olmaktadır.
Batının emperyalist istilası sadece askeri, siyasi ve ekonomik olmamıştır. Belki bunlardan da daha büyük ve şumüllüsü manevidir. Batı oldum olası düştüğü inkârcı ve materyalist bataklıktan kendini kurtarmak yerine bütün insanlığı aynı bataklığa düşürme içerisinde kalmayı tercih etmiştir.Bu yüzdendir ki bütün dünyaya karşı yürüttüğü istila saldırılarının temelinde, kendisinde olmadığı için, korkunç bir kıskançlığın içerisinde kaldığı, manevi değerleri yıkmak için akla hayale gelmedik entrikaları, planları olmuştur. Silahla ulaşamadığı yerlere ekonomi ile, ekonomi ile ulaşamadığı yerlere fikirle, moda ile, teknik ile girmede büyük bir başarı göstermiştir..
İnsanlığın manevi hayatını yakıp yıkmak için Batının ortaya koyduğu sayısız planlarından en büyüğü de insanların boğazına hükmetme ihtirasıydı. ABD’nin eski yahudi kökenli başkan yardımcılarından olan Kissinger’in şu sözleri tarihi bir önem taşımaktadır: “Bana petrol kaynaklarını verin devletleri konntrol edeyim. Bana insanların gıda sistemini verin bütün insanları kontrol edeyim”. Batı bu hususta muvaffak olmak için çok emek sarfetmiş, çok çalışmış ve neticede de hakikaten başarmış. İnsanların ve hatta hayvanların gıda üretimini dahi adeta tek başına kontrol ve tekeline almış bulunmaktadır.
Batı deyince akla hemen domuz gelir, gerçekten de domuz batının simgesi durumundadır. Birçok araştırmacıların domuzun insan sağlığına, hatta hayvan sağlığına bile, zararlı olduğuna dair ortaya koydukları bütün iddia ve delillere rağmen, batı devletlerinde idareyi elde tutan güçlerin sistemli çalışmaları ile domuzun üretimi ve tüketimi gün geçtikçe büyük boyutlara ulaşmaktadır. Domuzun etinden başka, yağından, derisinden, bağırsağından, işkembesinden, tırnağından, ekstatlarından. kemiklerine kadar her zerresinden insanların vücuduna aktarılacak bir madde üretilmektedir.
Mesela hasta yatağında yatan muttaki bir insana “Sen domuz yuttun” veya güle oynaya şekerciden aldıkları şekerleri büyük bir iştahla yiyen çocuklara “Sakın onları yemeyin içinde domuz var” veya yazın bunaltıcı sıcağından serinlemek için dondurmalarını yalayan insanlara “Dikkat domuz yiyorsunuz” dense kim bilir bu insanlar ne kadar şaşkına dönerler? Ama maalesef meseleleri biraz inceleyen bir insan için bu ikazlar çok büyük bir hakikati ifade etmektedir. Çünkü ilaçların muhafaza edildikleri kapsüllerin ham maddesi gelatindir. Gelatin de büyük çoğunlukla domuz deri ve kemiklerinden elde edilmektedir.
Şekerlerin pek çoğunda gene gelatin kullanırlar. Dondurmalarda artık gelatin bulunmaktadır. Sadece bunlarda mı? Bizim gıda maddelerimizden biri olan yoğurtda bile gelatin bulunabilmektedir.
Çikolatadan tutun, pastalara, bisküvilere varıncaya kadar, yine pek çok gıda maddesinde yer alan Emilgatör isimli maddelerin de çoğu hayvani menşeli olması hasebi ile Müslümanı yakından ilgilendirmektedir.
Her gün kahvaltılarımızda yediğimiz peynirde kullanılan“fenni maya” diye tutturulan maya da domuz kursağından yapılan maya olarak bütün dünyaya ulaştırılmaktadır.
Batının kontrolünde olup da, haram yemeden, harama buluşmadan bu dünyayı terk etmek gerçekten baba yiğit işidir. İsterseniz bizim uzun araştırmalarımızın sonucunda elde ettiğimiz belgeleri gözden geçirmeye çalışalım.
Batıda kaldığımız süre içinde batıyı bütün yönleriyle yakından tanımak ve tetkik etmek imkânını bulduk. Tanıdıkça dehşete düştük. Batı şeytanla öyle güçlü ittifaklar kurmuş ki, insanın ana karnına düşmesinden, mezara kadar temiz ve salim kalmaması için akla hayale gelebilecek ne kadar plan ve tedbir varsa, adeta harfiyyen bunları yerine getirmeye çalışmıştır. Allâh (cc)’ ı ve Allâh (cc)’ ın insanlara bahşettiği Kur’an’ ın hakikatlerini inkar ettirmek yolunda asırlar boyu kafa patlatan Batının bu korkunç ihtiras gücüne karşı, inananların Kurâna ve onun getirdiği hakikatlere çok daha sağlam bir şekilde yapışmak mecburiyetleri vardır. Peygamberi (s.a.v) ve onun hayatını çok yakından, adeta adım adım, nefes nefes onu takip etmek zorundadır. Bu kaynaktan alacağı güç ve kuvvetle insanlığın belası bu canavarı ezebilecektir ki, bu neticeye ulaşması adeta bütün insanlığın kurtuluşu olacaktır.
Maddenin temiz veya pis, helâl veya haram olması neye göredir? Hiç şüphesiz bu bilgileri, kısmen fıtri olarak elde etsek de, esas ve kesin çizgilerle, bize Cenab-ı Hak bildirmiştir. Peygamberler ömürlerini bu bilgileri insanlığa aktarmaya hasretmişlerdir. Bir elmanın temiz veya pis olması ne demektir? Evvela pis olma keyfiyetini tanımamız gerekli. Pis olmayı gerektiren unsurların iki kısım olduğunu görüyoruz. Birincisi maddi unsurlar, ikincisi de manevi unsurlardır. İnsan ve hayvan idrarı, dışkısı, kan, leş, domuz v.s.. maddeler necis olarak bildirilmiştir. Elma bizatihi temiz ve helal olduğu halde, bu necis maddelerle bulaşık durumunda olunca, temiz elma pis hükmüne girer ve yenmesi haram olur. Hırsızlık, faizle alış veriş kerih (çirkin) görülmüş ve haram kılınmıştır. Elma çalınarak elde edilmiş veya faizli bir alışverişle kazanılmışla, bu haramı işleyenlerce bu elma pis hükmündedir. Yiyene madden ve manen zarar verir. Ferdi umumi dejenerasyona sevk eder. Ferdî olan bu olay cemiyet içinde yaygın ve hoşgörü ile veya tasviple karşılanıyorsa içtimaî yapı da dejenere olmakla karşı karşıya kalır. Hamile iken canı çok çektiği için sahibinden habersiz, izinsiz alıp, yediği bir lokma yüzünden doğurduğu çocuğun hırsız olmasına sebep olduğuna dair menkıbelere ahlak kitaplarında rastlamışsınızdır.
O halde neslin maddî ve manevî hayatını koruyabilmek için Allah (cc) ‘ın çizdiği helal ve haram çizgisine çok dikkat etmek, hatta her ihtimale karşı helal tarafında ve çizgiden biraz mesafeli durmaya çalışmakta fayda vardır ki buna takva denmektedir. Bu çizgiye gelebilmek için batının kontrolündeki küresel gıda sistemini biran evvel terk etmek mecburiyetindeyiz.
Vücudumuzu ayakta tutabilmek için kullanmak zorunda olduğumuz gıda maddelerinin helal veya haramdan olma keyfiyeti ise maddî ve manevî, ferdi ve içtimaî hayatımız bakımından çok büyük önem arzetmektedir.
Bu maddelerin helal, haram çizgisini Cenab-ı Hak kitabında ve peygamberinin sünnetinde kesin olarak tespit etmiştir. Hiç kimse bu çizgiyi şöyle veya böyle bir konuma değiştiremez. Hiç kimse faizin artık haram olmadığını veya domuz etinin helal olduğunu iddia edip bir uygulama getiremez. Yani kısaca, Allâh (cc)‘ ın bildirdiği haramı helal, helalı haram yapmak kimsenin yetkisinde değildir.
Asrımızda, müşrik ve kafirlerin kontrolünde korkunç bir hızla gelişen ve insan oğlunu adeta tutsak eden sanayi hareketi gıdalarımıza da el atmış, yiyecek ve içeceklerimizin şeklini ve yapısını büyük değişikliklere uğratmıştır. Bugün sanayileşmiş ülkelerde insanlar, doğrudan doğruya tabiattan elde edilen klasik yiyecek ve içecekler yerine fabrikaların kocaman kazanlarının, preslerinin ve çarklarının içinde bilmediğimiz karmakarışık işlemlere tabi tutulmuş hazır gıda maddelerini yemek zorunda bırakılmıştır. Gerek reklâmlar ve gerekse hayat şartları bu mecburiyeti adeta zorlamaktadır.
Gıda sanayii de maalesef, diğer sanayi kollarında olduğu gibi batının, yani müşrik düzenlerin, kontrolü ve hakimiyeti altındadır. Fabrika kuruluşundan imalat teknolojine ve ham maddelerine varıncaya kadar herşey üzerinde bu kontrol geçerli olmaktadır.
Bugün islam ülkelerinde kurulmuş margarin yağından tutun, çeşitli bisküvi, çikolata, şekerleme, coca cola, gazoz fabrikalarına varıncaya kadar hepsi, batıdan alınan formül ve teknolojilerle, hatta birçokları da ecnebi uzmanların nezaretinde çalışmalarını sürdürmektedir.
Boğazından geçecek lokmanın emniyetinden sorumlu olan Müslüman bu durumda ne yapmalıdır? “Gözün görmediğine gönül katlanır” deyip önüne ne getirilirse yutmaya devam mı etmeli, yoksa her konuda olduğu gibi silkinip hiç olmazsa ne yediğini araştırıp kontrol mu etmeli? Daha da önemlisi dizginleri ve ipleri kâfirlerin elinde olan bu mekanizmadan kendisini kurtarmak için birşeyler yapmalı mı? Yoksa uykusuna devam mı etmeli?
“Ey İnsanlar! Yeryüzünde temiz ve helal şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın, zira o, sizin için apaçık bir düşmandır.” (Bakara 168)
Ayet-i Kerimesine dikkat edilirse Cenab-ı Hak bu hususta sadece Müslümanlara değil, bütün insanlara hitap etmektedir. Ayrıca Maide suresi 3. ayetinde de Cenab-ı Zül Celâl hazretleri iman edenlere şöyle buyurmaktadır:
“Leş, kan, domuz eti, Allah (c.c.)’dan başkası adına kesilenler, boğulmuş, bir yerine vurularak öldürülmüş, düşüp yuvarlanmış, başka bir hayvan tarafından yenmiş olanlar (canları çıkmadan önce kesmemişseniz) ve dikili taşlar üzerinde boğazlananlar haram’ dır.”
KUR’AN-I KERİM’ DE KONU İLE İLGİLİ AYETLER
Kur’an-ı Kerim’ de bu konularla ilgili ayetlerin mealleri şöyledir.
“Ey iman edenler, rızık olarak size verdiğimiz temiz ve helal şeylerden yiyiniz” (Süre 2 – 172)
“Siz verdiğimiz rızkın temizlerinden yiyin, onda taşkınlık etmeyin. Sonra gazabım üzerinize helâl olur. Gazabım kime helâl olursa artık o düşmüştür ve Ben tövbe eden, salih amel işleyen ve sonra da yola gelen kimselere karşı elbet bağışlayıcıyım “(Süre 20-Ayet 81,82)
“Sana, kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki, “size iyi ve temiz şeyler helal kılındı”
“Artık (o sapmış olanların sözlerine bakmayın da) üzerine Allah’ ın ismi anılan (besmele çekilen hayvan) lardan (Allah ‘ dan başkası adına kesilen veya ölmüş bulunan hayvanlardan değil) yiyin. Eğer O’ nun ayetlerine iman edenler(den)seniz” (Süre 6 Ayet 118)
“O, kendisine kat-i surette muztar ve muhtaç bulduklarınız müstesna olmak üzere- neleri haram kıldığını ayrı ayrı bildirmişken üzerlerine Allah’ ın adı anılmış olanlardan yememeniz de ne oluyor ya? Muhakkak ki bir çokları ilim (ifade edilebilecek deliller) ile (hiçbir münasebeti) olmayarak heva (ve hevesleriyle (halkı) her halde saptıracaklardır. Şüphesiz ki Rabbin haddi aşanları en çok bilenin ta kendisidir “(Süre 6 Ayet 119)
“Ey iman edenler! Şarap, kumar ve dikili taşlar, fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz” (Süre 5 – Ayet 90)
“Üzerlerine Allah’ ın ismi anılmayanlardan yemeyin. Çünkü bu, muhakkak ki bir fıskdır. Filhakıyla şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına mutlaka telkinlerde bulunurlar. Eğer onlara itaat ederseniz şüphesiz ki siz de Allah’ a eş tanıyanlardansınız. “ (Süre 2 Ayet 121)
“O, size ölüyü (murdar hayvanı), kanı, domuz etini, bir de Allah’ dan başkası için kesileni katiyyen haram kıldı. Fakat kim bunlardan yemeye muztar kalırsa –(kimseye) saldırmamak ve haddi (ölmeyecek miktarı) geçmeyecek şartıyla- onun üzerine günah yoktur. Şüphesiz ki Allah çok yargılayıcıdır, hakkıyla esirgeyicidir.” (Süre 2 ayet 173)
“Ölü, kan, domuz eti, Allah’ dan başkası adına boğazlanan, -(henüz canı üstünde iken yetişip) kestikleriniz müstesna olmak üzere- boğulmuş, vurulmuş, yukardan yuvarlanmış, süsülmüş, canavar yırtmış olup da ölenler, dikili taşlat üzerinde (onlar adına) boğazlanan (hayvanlar), fal oklarıyla kısmet (ve hüküm) aramanız üzerinize haram edilmiştir. (Bütün) bunlar yoldan çıkıştır. Bugün kafirler dininizden umutlarını kestiler. Artık onlardan korkmayın. Benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak Müslümanlığı (verip ondan) hoşnut oldum. Kim son derece açlık halinde çaresiz kalırsa, günaha meyil maksadı olmaksızın (haram olan etlerden yiyebilir) Çünkü Allah çok yargılayıcı, çok esirgeyicidir.” (Süre 6 – Ayet 145)
“Allah’ ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin ve kendisine iman etmiş bulunduğunuz Allah’ tan korkun “(Süre 5 – Ayet 88)
“De ki : “bana vahyolunanlar arasında, yiyen bir kimsenin yiyeceği içinde (sizin haram dediklerinizden böyle) haram edilmiş bir şey bulmuyorum. Yalnız gerek ölü, gerek dökülen kan, gerek domuz eti –ki bu, şüphesiz bir haramdır-, yahut Allah’ dan başkasının adına boğazlanmış bir fısk olmak müstesnadır. (Bunlar haramdır. Bununla beraber) kim bunlardan bir şeyi yemeye muztar kalırsa (kendisi gibi zaruret halindeki bir kimseye) tecavüz etmemek ve (zaruret miktarını aşmamak üzere (yiyebilir). Çünkü Rabbin çok yargılayıcı ve esirgeyicidir.”(Süre 6 – Ayet 145)
“O size ancak ölüyü, kanı, domuz etini, bir de Allah’ dan başkası için kesilmiş olan (hayvanlar)ı haram kıldı. (Bununla beraber kim bunlardan yemeye) muztar kalırsa (kimseye) saldırmamak ve haddi (ölmeyecek miktarı) geçmemek şartıyla (yiyebilir). Çünkü Allah hakkıyla yargılayıcı, kemaliyle esirgeyicidir.” (Süre 16 – Ayet 115)
“Artık, Allah’ ın size rızık olarak verdiği şeylerden helal ve temiz olarak yiyin de eğer yalnız Allah’ a ibadet ediyorsanız, O’nun nimetine şükredin.” (Süre 16 – Ayet 114)
En azından bu emirlere muhatap Müslümana bir ikaz bir hatırlatma yapma amacı ile bu risaleyi sunmak istedim . Cenâb-ı Hak kusurlarımızı lütfu ile bağışlasın, Hakkı hak bilip doğru yolda yürümeyi, bâtılı bâtıl bilip ondan kaçmayı nasip buyursun. Her türlü haram ve şüpheli lokmadan cümlemizi mahfuz eylesin.

Реклама
Автор: Teymur Kasamanli Рубрика: TÜRK